İstanbul’dan Kaçış: Dağlık Köyler ve Trekking Rüyası
İstanbul’un o beton yığını içinden çıkıp dağlara vurmak istediğimde aklıma ilk gelen yerlerden biri İstanbul’un dağlık köyleri oldu. Gerçekten de şehirden sadece bir saat uzaklıkta bambaşka bir dünya başlıyor. Ormanların içinden geçen patikalar, eski taş evler, horoz sesleriyle uyanan sabahlar… Tam bir trekking ve macera cenneti.
İlk gittiğimde dikkatimi çeken şey, yol kenarındaki o derin sessizlikti. Araba sesi yok, korna yok. Sadece rüzgarın ağaçlarda çıkardığı uğultu ve kuş sesleri. O an anladım ki burası sadece trekking yapmak için değil, ruhu dinlendirmek için de birebir.
Belgrad Ormanı’nın Gizli Köyleri
Belgrad Ormanı’nı bilirsiniz. Ama ormanın derinliklerinde kalan köyleri pek az kişi tanır. İstanbul dağlık köyleri arasında en popülerlerinden biri Kemerburgaz civarındaki eski yerleşimler. Buradaki patikalar hem yeni başlayanlara hem de deneyimli trekker’lara hitap ediyor.
Sabah erken saatte yola çıktım. Hava hâlâ serindi. Ayaklarımın altındaki yaprakların hışırtısı, nefes alıp verişim… Her şey o kadar gerçek ki. Yaklaşık iki saatlik bir yürüyüşten sonra köye vardım. Evlerin çoğu restore edilmiş eski Rum evleri. Bahçelerinde tavuklar geziniyor, bazı evlerin önünde yaşlı teyzeler oturmuş sohbet ediyor.
Çatalca Tarafındaki Unutulmuş Köyler
Çatalca’nın dağlık kısımları bence İstanbul’un en underrated trekking bölgelerinden. Özellikle İstanbul dağlık köyleri denince akla gelen yerlerden biri de burası. Orman içinden geçen yollar bazen öyle daralıyor ki yan yana iki kişi zor yürüyor.
Buralarda yürürken burnunuza gelen kokular inanılmaz. Kestane ağaçları, ıslak toprak, biraz da odun ateşi kokusu… Köy meydanında yaşlı bir amca bana taze demlenmiş çay ikram etti. “Burada zaman yavaş akar evlat” dedi. Haklıydı. Telefon çekmiyordu bile. O an fark ettim ki bazen sinyal olmaması ne kadar güzel bir şey olabiliyor.
Köye ilk girdiğimde dikkatimi çeken şey taş duvarlardı. Her evin etrafı özenle örülmüş. Bazı duvarlarda yüz yıllık sarmaşıklar sarılmış. Fotoğraf çekmekten parmağım ağrımıştı resmen.
Trekking Rotası Önerilerim
İstanbul’un bu dağlık köylerinde trekking yaparken şu rotaları kesinlikle denemenizi öneririm. Birincisi Kemerburgaz’dan başlayıp eski maden ocaklarına uzanan patika. Yaklaşık 12 kilometre. Orta seviye. Manzarası muhteşem.
İkincisi Çatalca’daki Uzun Yürüyüş. Sabah erken başlarsanız gün batımına doğru köye varıyorsunuz. Yolda rastladığınız küçük dereler, yemyeşil vadiler… Kelimelerle anlatması zor. Kendinizi başka bir ülkede gibi hissedebilirsiniz.
Üçüncü önerim ise daha az bilinen bir rota. Adını vermeyeyim, gizli kalsın. Sadece şunu söyleyeyim: Yolda yürürken yanınızdan geçen at arabalarına rastlayabilirsiniz. Evet, hâlâ at arabası kullanıyorlar bazı yerlerde.
Köy Hayatı ve İnsanları
Bu dağlık köylerde yaşayan insanlar inanılmaz misafirperver. Bir keresinde yolumu kaybetmiştim. Bir amca beni evine davet etti, ev yapımı yoğurt ve taze ekmek ikram etti. Sohbet ederken öğrendim ki torunu İstanbul’da üniversitede okuyormuş. “Bizim buralar sessiz ama temiz evladım” dedi. Gözlerindeki o huzuru hiç unutmam.
Köylülerin çoğu artık yaşlı. Gençler şehre gitmiş. Ama kalanlar toprağı, ormanı, hayvanları bırakmıyor. Sabahları erkenden kalkıp tavuklarını, keçilerini besliyorlar. Akşamları da genellikle meydandaki kahvede toplanıyorlar. O kahvede bir çay içmenizi tavsiye ederim. Hem de en az iki kez.
Doğal Güzellikler ve Dikkat Edilecekler
İstanbul’un dağlık köyleri sadece trekking için değil, doğa fotoğrafçılığı için de harika. Özellikle sonbaharda renk cümbüşü yaşanıyor. Kızıl, sarı, turuncu… Her yer ayrı bir tablo.
Ama bazı şeylere dikkat etmek lazım. Patikalarda bazen işaretler silik olabiliyor. Mutlaka harita uygulaması ve yedek batarya taşıyın. Ayrıca su kaynaklarını da önceden öğrenin. Her yerde çeşme yok.
Yanınıza hafif bir mont alın. Dağlarda hava birden değişebiliyor. Bir anda bastıran sis bazen insanın yolunu şaşırtabiliyor. Ben ilk seferimde az kalsın kayboluyordum.
Nerede Kalınır, Ne Yenir?
Bazı köylerde artık küçük butik pansiyonlar açılmış. Taş evlerin restore edilmiş halleri. Odalar sade ama tertemiz. Sabah kalktığınızda bahçeden toplanmış domates, biber ve yumurtayla kahvaltı yapıyorsunuz. Ne kadar lezzetli anlatamam.
Yemek konusunda da şaşırmaya hazır olun. Köylü kadınların yaptığı gözleme, mantı, turşu… Hepsi ev yapımı. Fiyatlar da şehirle kıyaslanmayacak kadar uygun. Bir porsiyon ev yemeği 30-40 lira civarında oluyor.
Son Düşüncelerim
İstanbul gibi bir metropolün yanı başında bu kadar güzel, bu kadar sakin dağlık köyler olması gerçekten büyük şans. İstanbul dağlık köyleri bana her seferinde aynı hissi veriyor: Burası benim şehrim ama bambaşka bir yüzü var.
Eğer siz de şehir hayatından bunaldıysanız, bir hafta sonunuzu bu köylere ayırın. Sadece trekking yapmayacaksınız. Kendinizi yeniden keşfedeceksiniz. Ormanın sesini dinleyecek, köy kedileriyle arkadaş olacak, yaşlı teyzelerin anlattığı hikayeleri dinleyeceksiniz.
Unutmayın, macera bazen çok uzağa gitmeyi gerektirmez. Bazen sadece İstanbul’un biraz dışına çıkmak yeter. Ayakkabılarınızı bağlayın, sırt çantanızı hazırlayın. Dağlar sizi bekliyor.
Şimdi sıra sizde. Hangi köyden başlayacaksınız?