İstanbul’un Unutulmuş Köyleri
Bazen şehir hayatının gürültüsünden kaçmak istediğimde rotamı İstanbul köylerine çeviriyorum. İnsanların aklına genelde Beykoz, Sarıyer gibi semtler geliyor ama asıl sürprizler biraz daha içeride, adeta zamanın durduğu yerlerde gizli. Bu yazıda size gerçekten unutulmuş İstanbul köylerinden, sokaklarında yürürken bile huzur bulacağınız yerlerden bahsedeceğim.
İlk gittiğimde dikkatimi çeken şey, şehrin tam ortasında olmalarına rağmen nasıl da bambaşka bir dünyanın kapısını araladıklarıydı. Arabaların kornaları, metrobüs kalabalığı geride kalıyor. Yerine kuş sesleri, odun dumanı ve toprağın kokusu geliyor.
Polonezköy: Yeşilin ve Huzurun Başkenti
Polonezköy belki de en bilinenlerden biri ama hâlâ yeterince keşfedilmediğine inanıyorum. Polonyalıların 1800’lerde yerleştiği bu köy, bugün bile eski ahşap evlerini koruyor. Sokaklarında yürürken sanki zaman 50 yıl geriye sarılıyor.
Burada en sevdiğim şey kahvaltı mekanlarının bahçelerinde oturup, tavukların dolaştığı çimlere bakmak. Kalabalık hafta sonlarında bile köyün arka sokaklarına saparsanız kendinizi yapayalnız hissedebilirsiniz. İstanbul köyleri arasında doğa yürüyüşü sevenler için en ideal yerlerden biri.
Riva: Karadeniz’e Açılan Kapı
Riva’yı ilk gördüğümde “Burası İstanbul mu?” diye sormuştum kendi kendime. Boğaz’ın Karadeniz’e açıldığı noktada, yemyeşil tepelerin arasında kalan bu köyde zaman gerçekten yavaş akıyor. Riva Çayı kenarında balık tutan amcaları, eski Rum evlerini ve sahilindeki sakinliği çok seviyorum.
Köyün içinde gezerken burnunuza gelen deniz kokusuyla karışık çam ağacı kokusu inanılmaz rahatlatıcı. Özellikle sonbaharda buraya gelmenizi tavsiye ederim. Yapraklar turuncuya döndüğünde Riva başka bir güzel oluyor.
Şile’nin Saklı Köyleri: Ağva ve civarı
Şile’ye bağlı Ağva aslında bir belde ama etrafındaki küçük köyler tam anlamıyla unutulmuş İstanbul köyleri listesine giriyor. Dar sokaklar, taş evler, bahçelerinde sebze yetiştiren teyzeler… Burada hayat hâlâ eskisi gibi.
Göksu ve Yeşilçay’ın birleştiği yerde kurulu bu bölgede kano yapmak, bisiklet sürmek ya da sadece dere kenarında oturup kitap okumak çok keyifli. Ben özellikle köy kahvelerinde yaşlılarla sohbet etmeyi seviyorum. Anlattıkları eski İstanbul hikâyeleri bir servet değerinde.
Kilyos’un Arka Mahalleleri
Kilyos denince akla plajlar ve kalabalık gelir ama köyün arka tarafına doğru ilerlerseniz bambaşka bir dünya sizi bekliyor. Eski Rum evlerinin restore edildiği, daracık sokaklarında kedilerin uyuduğu, denizin sesinin her yerden duyulduğu bir yer.
Burada yaşayan insanlar genelde balıkçılık ve küçük esnaflıkla uğraşıyor. Akşamüstü sahilde yürürken ağlarını onaran balıkçıları izlemek insana iyi geliyor. Şehrin stresini atmak için ideal noktalardan biri.
Çatalca’nın Gizli Köyleri
İstanbul’un en batısında kalan Çatalca, adeta bir açık hava müzesi gibi. Özellikle Ovayurt, Çiftlikköy ve Binkılıç civarı tam anlamıyla zamanın durduğu yerler. Burada hâlâ traktörle tarlaya gidiliyor, komşular kapı komşusunun kapısını çalıp “Biraz tuzun var mı?” diyebiliyor.
Çatalca’ya gittiğimde en çok hoşuma giden şey köy meydanlarındaki yaşlı çınar ağaçları altında oturan dedelerdi. Sohbetleri, esprileri, hayatı yorumlama biçimleri… Hepsi çok samimi. Eğer İstanbul köyleri turu yapacaksanız Çatalca’yı kesinlikle listenize ekleyin.
Bu Köylerde Dikkat Etmeniz Gerekenler
Bu tür yerlere giderken yanınıza mutlaka rahat ayakkabı alın. Sokakların çoğu taş ve toprak. Ayrıca köy kahvelerinde oturacaksanız sohbet açmayı bilin. İnsanlar size kendi hayat hikâyelerini anlatmaktan mutluluk duyar.
Yeme içme konusunda da yerel olanı tercih edin. Özellikle Polonezköy’de organik kahvaltılar, Riva’da taze balık, Şile tarafında ise pazardan aldığınız sebzelerle yapılmış ev yemekleri muhteşem oluyor.
Neden Bu Köylere Gitmelisiniz?
Çünkü İstanbul her ne kadar dev bir metropol olsa da hâlâ içinde nefes alabileceğiniz, yavaşlayabileceğiniz, kendinizi bulabileceğiniz köşeler barındırıyor. Unutulmuş İstanbul köyleri tam da bunu sunuyor bize.
Bazen bir köy çeşmesinden akan suyun sesi, bazen bir bahçe duvarından taşan leylak kokusu, bazen de sadece bir sokak köpeğinin size dostça bakışı bile insanı yeniden hayata bağlıyor. Ben her seferinde farklı bir detay keşfediyorum.
Siz de mümkünse hafta içi bir gün ayırın. Hafta sonu kalabalığından uzak, köylerin gerçek hâllerini görün. Eminim siz de en az benim kadar âşık olacaksınız bu yerlere.
Şimdilik bu kadar. Bir sonraki gezimde yine görüşmek üzere. Belki de bu sefer birlikte gideriz bazı köylere, kim bilir?