Şile'nin En Gizemli Köylerini Keşfetmeye Hazır mısınız? - istanbulkoyleri.net.tc

Şile’nin En Gizemli Köylerini Keşfetmeye Hazır mısınız?

Şile’nin sakin ve gizemli köyleri

Şile’ye her gittiğimde, sahil şeridini geçip iç kısımlara doğru kıvrılan yollar beni başka bir dünyaya taşıyor. Şile’nin en gizemli köyleri tam da bu yolların sonunda bekliyor insanı. Betonlaşmadan uzak, doğayla iç içe, zamanın biraz daha yavaş aktığı yerler. Eğer kalabalık plajlardan, turist kafelerinden sıkıldıysanız, bu yazıda sizlere Şile’nin az bilinen köylerinden bahsedeceğim.

İlk durağımız Ağva değil. O zaten biraz popülerleşti. Ben daha çok Ağva’nın etrafındaki küçük yerleşimlerden söz etmek istiyorum. Mesela Dereköy. İlk gittiğimde dikkatimi çeken şey, köyün girişindeki o kocaman çınar ağacı olmuştu. Dalları neredeyse bütün meydanı gölgeliyor. Yazın altında oturup köy kahvesinden çay içmek apayrı bir keyif.

Köy sokakları dar. Taş evler, eski ahşap kapılar, önlerinde rengarenk sardunyalar. İnsanlar hâlâ kapı önlerinde sohbet ediyor. Arabayı kenara çekip yürümeye başladığımda, burnuma mis gibi odun ateşi kokusu geldi. Bir teyze bahçesinden taze nane topluyordu. “Hoş geldin evladım” dedi gülümseyerek. İşte tam da bu samimiyet Şile köylerini özel kılıyor.

Dereköy’ün huzuru ve doğası

Dereköy, Şile’nin gizemli köyleri arasında bence en dingin olanlarından. Ormanla neredeyse iç içe. Köyün hemen arkasında başlayan patikalar, sizi derin ormanlara, küçük şelalelere çıkarıyor. Bahar aylarında her yer çiçek çiçek. Kuş sesleri hiç susmuyor.

Köyde gezerken eski bir değirmenin kalıntılarına rastladım. Taşları yosun tutmuş, zamanın nasıl geçtiğini hatırlatır gibi. Yanındaki dere çok temiz. Yazın çocuklar orada su sıçratıyor, kadınlar çamaşır yıkıyor hâlâ. Modern hayatın unuttuğu bu küçük ritüeller burada hâlâ yaşıyor.

Size bir tavsiye vereyim. Eğer Dereköy’e gidecekseniz, yanınıza mutlaka yürüyüş ayakkabısı alın. Çünkü köyün hemen dışında başlayan bir orman yolu var ki, sonu yok gibi. 40 dakika kadar yürüdükten sonra küçük bir yaylaya çıkıyorsunuz. Oradan Şile’nin yeşil tepeleri ayaklarınızın altında uzanıyor. Kelimelerle anlatması zor. Mutlaka görmelisiniz.

Üvezli – Ormanın içinde kaybolmak

Üvezli’ye vardığımda hava hafif bulutluydu. Köye adını veren üvez ağaçları gerçekten her yerde. Özellikle sonbaharda yapraklar kızıla çalınca köy bambaşka bir renge bürünüyor. Evlerin çoğu bahçeli. Bahçelerde tavuklar, hindiler serbestçe geziyor. Köpekler yoldan geçen yabancıyı görünce havlıyor ama sonra kuyruk sallıyor. Güven tazeleyen bir yer.

Köyün en güzel yanı, neredeyse hiç turistik olmaması. Sokakta yürürken insanlar size merakla bakıyor ama gülümsüyorlar. Bir amca “Nerelisin evlat?” diye sordu. İstanbul deyince “Eh, arada kaçıp gelmek lazım” dedi. Haklıydı. Kaçmak için en güzel adreslerden biri burası.

Üvezli’de özellikle akşamüstü saatlerini seviyorum. Güneş batarken ormandan yükselen sis, evlerin bacalarından tüten dumanla karışıyor. Fotoğraf çekmek için birebir. Ama siz sadece izleyin derim. Telefonu cebe koyup o anın tadını çıkarın.

Oruçoğlu ve gizli kalmış yaşam

Şile’nin biraz daha derinlerinde, Oruçoğlu köyü var. Burası gerçekten Şile’nin en gizemli köyleri listesinin zirvesinde yer alıyor bence. Yol biraz zahmetli. Son 4-5 kilometre stabilize yol. Ama varmaya değiyor.

Köyün etrafı tamamen ormanla çevrili. Neredeyse her evin arkasında fındık bahçesi var. İnsanlar geçimini daha çok fındık, bal ve organik sebzeden sağlıyor. Köy meydanında eski bir cami ve hemen yanında 150 yıllık bir çınar ağacı duruyor. Altında oturan yaşlılar, sanki oraya kök salmış gibi.

Orada geçirdiğim bir günde, köyün kadınlarından biri beni evine davet etti. Bahçesinden topladığı domates, salatalık ve taze soğanla yapılmış bir salata ikram etti. Ekmek de kendi yaptıkları. O kadar lezzetliydi ki, İstanbul’a dönünce market sebzesine bir hafta el süremedim.

Kandıra sınırındaki köylerden: İmrenli

Şile’nin doğu ucunda, Kandıra’ya yakın İmrenli köyü de görülmeye değer. Burası biraz daha büyük ama hâlâ köy havasını koruyor. Özellikle sahile inen patikalar çok güzel. Ormandan geçerek ulaşıyorsunuz. Denizle ormanın kucaklaştığı nadir yerlerden.

İmrenli’de balıkçılık da yapılıyor. Sabah erkenden teknelerin denize açıldığını görüyorsunuz. Akşama da taze balık çıkıyor. Eğer balık seviyorsanız, köy kahvesinin yanındaki küçük restoranda mutlaka yiyin. Fiyatlar da oldukça uygun.

Köyün iç kısımlarında ise atlar serbestçe otluyor. Özellikle yaz aylarında sabahın erken saatlerinde atların kişnemesi ve kuş sesleriyle uyanmak inanılmaz huzur verici.

Bu köylerde nelere dikkat etmeli?

Şile’nin bu gizemli köylerini gezerken birkaç şeye dikkat etmenizi isterim. Öncelikle yollar virajlı ve bazen bozuktur. Yavaş gitmek lazım. İkinci olarak, birçok köyde market bulmak zor. Yanınıza su ve atıştırmalık alın. Üçüncüsü, köy insanlarıyla sohbet etmekten çekinmeyin. Genelde çok misafirperverler ve size kendi bahçelerinden bir şeyler ikram etmek isterler.

Benim en çok sevdiğim kısım ise köylerdeki sessizlik. Gece olduğunda yıldızlar o kadar parlak ki, şehrin ışık kirliliğinden sonra insanın gözleri kamaşıyor resmen. Telefon sinyali de pek çekmiyor. Bu da bir nevi dijital detoks oluyor farkında olmadan.

Eğer hafta sonu kaçamakları yapmayı seviyorsanız, Şile’nin gizemli köyleri tam size göre. Her birinin kendine has bir ruhu var. Bazısında orman ağır basıyor, bazısında deniz kokusu, bazısında ise insan sıcaklığı ön planda.

Siz de bir dahaki Şile seyahatinizde bu köylerden en az ikisini rotanıza ekleyin derim. Özellikle Dereköy ve Üvezli’yi mutlaka görün. Gördükten sonra neden bu kadar geç kaldığınızı kendinize soracaksınız. Ben sordum.

Şimdi sıra sizde. Bir dahaki yazıda görüşmek üzere, iyi yolculuklar.