İstanbul'un En Az Bilinen Köylerinde Ne Yapılır? - istanbulkoyleri.net.tc

İstanbul’un En Az Bilinen Köylerinde Ne Yapılır?

İstanbul’un Gizli Köyleri Keşif Zamanı

İstanbul denince akla ilk gelen kalabalık, trafik ve tarihi yapılar olsa da, şehrin hemen yanı başında hala sakin, yeşil ve neredeyse hiç bilinmeyen köyler var. Bu yazıda İstanbul’un en az bilinen köylerini gezdim ve sizlere ne yapılabileceğini, nerelere uğranabileceğini samimi bir şekilde anlatacağım. İlk gittiğimde dikkatimi çeken şey, şehrin gürültüsünden sadece 45 dakika uzaklaştığınızda bambaşka bir dünyanın sizi bekliyor olmasıydı.

Bu köylerin çoğu gerçekten az ziyaret ediliyor. Belki adlarını bile duymamışsınızdır. Ama tam da bu yüzden değerliler. Doğa ile iç içe, yavaş bir yaşam temposu, taze ekmek kokusu ve kuş sesleriyle dolu günler geçiriyorsunuz. Gelin birlikte dolaşalım.

Çilingir Köyü – Boğaz’ın Unutulan Huzuru

Çatalca tarafında kalan Çilingir Köyü, ilk durağım oldu. Köye girer girmez dar, toprak yollar ve eski Rum evleri karşılıyor sizi. Evlerin çoğu restore edilmemiş, orijinal haliyle duruyor. Bu da köyün samimi havasını bozmuyor, aksine artırıyor.

Burada ne yapılır diye sorarsanız, öncelikle yavaşça köy sokaklarında yürümelisiniz. Her köşede başka bir detay var. Eski bir çeşme, paslanmış bir kapı, bahçesinde tavuk gezdiren teyzeler… Çilingir Köyünde en keyif aldığım şey, köy kahvesinde oturup yaşlılarla sohbet etmekti. Bana kendi yetiştirdikleri domateslerden ikram ettiler. Tadını unutmam mümkün değil.

Köye yakın ormanlık alanda kısa bir yürüyüş yapabilirsiniz. Özellikle ilkbaharda çiçekler açtığında muhteşem oluyor. Yanınıza termosunuzu alın, kahvenizi için, kuşları dinleyin. Şehir stresinden arınmak için birebir.

Durusu’nda Balık ve Doğa İçinde Bir Gün

Durusu (Terkos) Köyü, İstanbul’un su ihtiyacının büyük kısmını karşılayan Terkos Gölü’nün hemen yanında. Burası biraz daha turistik gibi görünse de, gölün arka tarafındaki köyler hala çok sakin. Özellikle göl kenarında tekneyle açılmak inanılmaz keyifli.

Ne yapılır? Tabii ki balık. Köydeki küçük restoranlarda taze tutulan balıkları yiyebilirsiniz. Ben sazan ve turna balığı denedim. Yanında da köyden toplanmış salata… Harikaydı. Göl çevresinde bisiklet kiralayıp dolaşmak da güzel bir aktivite.

Köy içinde eski Osmanlı döneminden kalma evler ve cami dikkat çekiyor. Sokaklar dar, taşlı. Arabanızı köy girişine park edip yürüyerek keşfetmenizi öneririm. Kokusu bile başka. Toprak, ot ve hafif göl kokusu karışımı.

Gümüşpınar ve İğneada’ya Yakın Huzurlu Köyler

İstanbul’un Silivri tarafına doğru ilerleyince Gümüşpınar Köyü çıkıyor karşımıza. Burası gerçekten az bilinenlerden. Köyün etrafı ormanlarla çevrili. Havası tertemiz. Yazın bile serin hissediyorsunuz.

Burada yapılabilecek en güzel şey, köyün hemen üstündeki tepelere çıkmak. Manzara inanılmaz. Hem Marmara Denizi hem de ormanlar aynı anda görünüyor. Fotoğraf çekmek isteyenler için birebir. Ben ilk gittiğimde gün batımını izlemiştim. O sessizliği anlatamam.

Ayrıca köyde organik ürün satan küçük tezgahlar var. Ev yapımı reçel, salça, bal… Almadan dönmeyin. Hem köylüye destek olmuş olursunuz hem de gerçekten doğal tatları eve taşırsınız.

Polonez Köyü – Tarihi ve Lezzetli Bir Durak

Polonez Köyü (Polonezköy) belki biraz daha biliniyor ama hala yeterince keşfedilmemiş yerleri var. Özellikle köyün arka sokakları ve orman içindeki yürüyüş yolları muhteşem. Burada Polonya kültürünün izlerini görmek mümkün.

Ne yapılır? Öncelikle meşhur Polonez kahvaltılarını yemelisiniz. Peynir çeşitleri, ev yapımı reçeller, taze ekmek… Ama sadece kahvaltı için gelmeyin. Köyün içinde bulunan küçük müzeyi gezebilir, atla orman turu yapabilir ya da bisikletle dolaşabilirsiniz.

Bana göre en güzel tarafı, ağaçların arasından sızan güneş ışığı ve sürekli duyulan kuş sesleri. Şehrin içinde ama şehirden çok uzakta hissediyorsunuz kendinizi.

Kilyos’un Az Bilinen Arka Köyleri

Kilyos genellikle plajlarıyla bilinir ama köyün arka tarafına, ormana doğru ilerlerseniz bambaşka bir dünya var. Burada daha çok yerel halk yaşıyor. Turist pek uğramıyor.

Küçük bir kafe bulup oturmanızı, oradan da orman yoluna sapmanızı tavsiye ederim. Yürüyüş yaparken karşılaştığınız eski evler, ahşap balkonlar ve bahçe sebzeleri çok samimi geliyor. Bazı evlerin önünde yaşlı amcalar oturuyor, selam veriyorsunuz, sohbet başlıyor. İstanbul’un bu kadar samimi olabileceğini unutmuşuz.

Denize de inebilirsiniz ama kalabalık plajlardan uzak, daha sakin koyları tercih edin. Özellikle hafta içi giderseniz kendinizi cennette gibi hissedeceksiniz.

Bu Köylerde Dikkat Edilecek Küçük Detaylar

Bu tür az bilinen köylere giderken birkaç şeye dikkat etmekte fayda var. Öncelikle hafta sonu yerine hafta içi gidin. Daha sakin ve samimi oluyor. Köylüler de size daha sıcak davranıyor.

Yanınıza rahat ayakkabı alın. Sokakların çoğu toprak ya da taş. Ayrıca mevsimine göre böcek ilacı da taşıyabilirsiniz, özellikle yazın ormanlık alanlarda.

Ve en önemlisi, köylülerin mahremiyetine saygı gösterin. Fotoğraf çekerken izin isteyin. Birkaç kelime sohbet etmek kapıları açıyor. Ben bu sayede birçok yerde ev yapımı yemekler tatma fırsatı buldum.

İstanbul’un bu saklı köyleri aslında şehrin en büyük hazinelerinden. Beton yığınlarının arasında hala nefes alabileceğimiz, yavaşlayabileceğimiz yerler var. Sadece aramayı bilmek gerekiyor. Bir dahaki hafta sonu programınızı yaparken listeden birini seçin ve gidin. Pişman olmayacaksınız. Belki de en çok ihtiyacınız olan şey, tam da bu köylerin sessizliğidir.