Arnavutköy'ün Doğal Cennet Köyleri ve Sırları - istanbulkoyleri.net.tc

Arnavutköy’ün Doğal Cennet Köyleri ve Sırları

Arnavutköy’ün saklı köyleri neden bu kadar özel?

İstanbul’un kalabalığından sıkıldığınızda, bazen sadece 45 dakika uzaklıkta bambaşka bir dünyaya adım atabiliyorsunuz. Arnavutköy’ün köyleri tam da bunu sunuyor. İlk kez gittiğimde dikkatimi çeken şey, beton yığınlarının arasında hâlâ nefes alan bu küçük yerleşimlerin sakinliği oldu. Burada zaman biraz daha yavaş akıyor sanki.

Arnavutköy’ün köyleri, ormanlarla çevrili, kuş sesleriyle uyanan ve toprağın kokusunu her daim hissedebildiğiniz yerler. Bazıları o kadar küçük ki haritada bile zor bulursunuz. Ama bulduğunuzda pişman olmazsınız. Gelin birlikte bu doğal cennetleri ve onların az bilinen sırlarını keşfedelim.

Belgrad Ormanı’nın hemen yanı başındaki köy: Rumeli Kavağı

Rumeli Kavağı aslında bir balıkçı köyü olarak bilinir ama son yıllarda Arnavutköy köyleri arasında en popüler olanlardan biri haline geldi. Boğaz’ın serin esintisiyle birlikte yürürken burnunuza tuzlu su kokusu ve mangal dumanı karışıyor. Sokakları dar, evleri eski. Bazı evlerin bahçesinde hâlâ tavuklar geziniyor.

Burada yaşayan yaşlı amcalardan biriyle sohbet etmiştim. “ Eskiden burası İstanbul’un en sakin yeriydi” demişti. Şimdi hafta sonları biraz hareketlense de, haftanın diğer günleri yine o eski sakinliğine dönüyor. Özellikle sonbaharda ormanla bütünleşen sarı-kırmızı tonları görmek için bile gelmeye değer.

Doğanın kucağında uyuyan köy: Göktürk’e bağlı Ayazağa

Ayazağa ismini pek duymamış olabilirsiniz. Aslında Arnavutköy sınırları içinde kalan bu küçük yerleşim, orman yollarının arasında kaybolmuş gibi duruyor. İlk ziyaretimde yolumu kaybetmiştim. Sonra bir köylü kadın yol gösterdi. “Korkma evladım, burası iyidir” demişti gülümseyerek.

Burada hava daha temiz. Orman havası ciğerlerinize doluyor. Özellikle sabah erken saatlerde kuş sesleri o kadar yoğun oluyor ki, başka hiçbir ses duyulmuyor. Evlerin çoğu bahçeli. Bazılarında yaşlı ceviz ağaçları var. İnsan burada zamanın nasıl geçtiğini anlamıyor.

Arnavutköy’ün en yeşil köylerinden biri: Hadımköy çevresindeki kırsal alanlar

Hadımköy’ün kendisi biraz daha hareketli olsa da çevresindeki küçük mahalleler ve köyler hâlâ o eski köy havasını koruyor. Özellikle bahar aylarında her taraf çiçek açıyor. Tarlalar yeşilin binbir tonuna bürünüyor. Burada yaşayanlar daha çok tarımla uğraşıyor. Domates, salatalık, taze soğan… Her şey toprağın kendi bereketiyle yetişiyor.

Birkaç kez sabah pazarına gittim. Köylü kadınların tezgahlarında sattığı ürünler o kadar taze ki, tadı bambaşka. Ayrıca burada doğal Arnavutköy köyleri atmosferini en iyi hissedebileceğiniz yerlerden biri de bu bölge. Çünkü henüz turistik bir hal almamış.

Karlıtepe ve çevresindeki orman köyleri

Karlıtepe’ye çıktığınızda İstanbul’un siluetini uzaktan görebiliyorsunuz ama bir anda kendinizi ormanın içinde buluyorsunuz. Burası özellikle yürüyüş sevenler için harika. Patikalar, eski köprü kalıntıları ve zaman zaman karşınıza çıkan küçük su kaynakları var.

Köyün içinde eski bir çeşme gördüm. Üzerinde 1800’lerden kalma yazılar vardı. Kimse tam olarak ne zaman yapıldığını bilmiyor. Ama hâlâ akıyor. Böyle küçük detaylar insanı düşündürüyor. Bu toprakların ne kadar eski bir hikâyesi olduğunu hatırlatıyor.

Arnavutköy köylerinde günlük yaşam nasıl?

Sabahları horoz sesiyle uyanıyorsunuz. Akşamları ise köpek havlamaları ve uzaklardan gelen ezan sesi duyuluyor. İnsanlar birbirini tanıyor. Kapı komşusuyla selamlaşmadan edemiyor. Bu samimiyet İstanbul’un birçok semtinde artık kaybolmuş bir şey.

Çoğu evde kendi bahçesinden topladığı sebzeyle yemek yapıyor. Yazın erik, kiraz, dut ağaçları meyve veriyor. Çocuklar sokakta özgürce oynuyor. Araç az olduğu için korkmadan bisiklete biniyorlar. Bu manzarayı görünce insanın içi açılıyor doğrusu.

Doğa yürüyüşü ve fotoğraf için en güzel rotalar

Eğer Arnavutköy doğa yürüyüşü yapmak istiyorsanız, Rumeli Kavağı’ndan başlayıp orman içinden geçen patikaları öneririm. Özellikle nisan ve mayıs aylarında hava mükemmel oluyor. Kamera sevenler içinse Ayazağa’nın sabah sisli görüntüleri inanılmaz güzel kareler veriyor.

Yanınıza mutlaka su ve rahat ayakkabı alın. Çünkü bazen yollar biraz engebeli olabiliyor. Ama karşılığında göreceğiniz manzara her şeye değer. Özellikle gün batımında ormanın üzerinde kızıllığın yayılmasına şahit olmak tarif edilemez bir duygu.

Bu köylerde ne yenir, nerede kalınır?

Rumeli Kavağı’nda balık restoranları oldukça meşhur. Taze tutulmuş balıkları hemen orada pişiriyorlar. Ayrıca köy kahvelerinde menemen ve çay keyfi de cabası. Eğer konaklamak isterseniz, bazı eski evler butik pansiyona çevrilmiş. Sade ama temiz yerler. Gece sessizliği ise bonus.

Bazı köylerde ise sadece günübirlik gidip gelebilirsiniz. Zaten asıl güzellik de bu bence. Her şeyi abartmadan, olduğu gibi yaşamak.

Arnavutköy’ün bu küçük köyleri, İstanbul’un içinde hâlâ korunmayı başarmış nadir yerlerden. Betonlaşmadan, aceleye kapılmadan, doğayla iç içe yaşamak isteyen herkesin en az bir kere uğraması gereken köşeler. Belki bir dahaki hafta sonu siz de birini seçip gidersiniz. Gittiğinizde kapısını çaldığınız ilk yaşlı teyzeye selam vermeyi unutmayın. Belki size bahçesinden taze nane ikram eder. Kim bilir?