Çatalca’nın Unutulmaz Tarihi Köyleri
İstanbul’dan arabayı çıkarıp biraz ilerleyince Çatalca tarafına geçiyorsun ve birden bambaşka bir dünyaya adım atıyorsun. Beton yığınlarından, trafik gürültüsünden uzak, zamanın adeta yavaşladığı köyler. Ben de bu köyleri tek tek gezip bloguma yazmayı seven biriyim. İlk defa Çatalca tarihi köyler turuna çıktığımda, inan bana, saatlerce telefonuma bakmadığımı fark ettim. O kadar doğal ve sakin ki.
Çatalca’nın bu köylerindeki yaşam, hala eski usul devam ediyor. Tavuklar sokaklarda geziniyor, yaşlı amcalar kapı önlerinde oturup sohbet ediyor. Kokular? Mis gibi ot, toprak ve bazen de odun ateşi. İşte tam da bu yüzden burayı çok seviyorum.
Karacaköy: Sakinliğin Başkenti
Karacaköy, Çatalca‘ya bağlı en bilinen tarihi köylerden biri. İlk gittiğimde dikkatimi çeken şey, evlerin neredeyse hepsinin bahçeli ve tek katlı olmasıydı. Sokaklar dar, taşlı. Arabayı park ettikten sonra yürümeye başladım. Bir süre sonra kendimi ormanın içinde buldum.
Köyün etrafı ormanla çevrili. Özellikle sonbaharda yaprakların rengi inanılmaz güzel oluyor. Köylüler daha çok hayvancılık ve tarımla uğraşıyor. Bir teyze bana kendi yaptığı yoğurdu ikram etti. O kadar lezzetliydi ki, market yoğurtlarına bir daha aynı gözle bakamadım.
Burada zaman gerçekten yavaş akıyor. Akşamüstü camiden gelen ezan sesi, kuş sesleriyle karışınca insanın içi huzurla doluyor. Eğer stres atacak bir yer arıyorsan Karacaköy‘ü mutlaka ziyaret etmeni tavsiye ederim.
Çilingir Köyü: Tarihi Dokusuyla Büyüleyen Yer
Çilingir, bence Çatalca tarihi köyler listesinin en özel üyelerinden. Köye girer girmez eski Rum evlerini görüyorsun. Bazıları restore edilmiş, bazıları ise doğanın yavaş yavaş sahiplendiği halde duruyor. Bu kontrast çok ilgimi çekti.
Sokaklarında yürürken eski zamanlardan kalma bir hava hissediyorsun. Taş evler, daracık patikalar, yıllardır aynı kalan çeşmeler. Köyün içinde bir de küçük bir kilise kalıntısı var. Tarih meraklıları için bulunmaz bir mekan.
Ben oradayken yaşlı bir amcayla sohbet ettim. Bana köyün 70’li yıllarda nasıl kalabalık olduğunu, şimdi ise gençlerin büyük şehre gittiğini anlattı. Biraz hüzünlü ama gerçek bir hikaye. Yine de köyün dinginliği insanı kendine bağlıyor.
Durusu – Terkos Gölü Kenarındaki Gizli Cennet
Durusu’nu duymayan yoktur herhalde. Özellikle Terkos Gölü ile ünlü. Ama köyün kendisi de en az göl kadar etkileyici. Göl kenarındaki evler, salaş kahveler ve sürekli esen rüzgar… Burası tam bir hafta sonu kaçamağı.
Köyde balıkçılık hala canlı. Sabah erkenden teknelerin hareket ettiğini görüyorsun. Balık kokusu, taze ekmek kokusuyla karışınca insanın iştahı açılıyor. Ben özellikle köyün eski okul binasını çok sevdim. Artık kullanılmıyor ama hala ayakta.
Eğer doğa yürüyüşü seviyorsan Durusu çevresinde harika rotalar var. Özellikle göl kenarından yürüyüp ormana doğru ilerlemek insanı başka bir dünyaya taşıyor. Yazın gölde yüzmek de mümkün. Temiz su arayanlar için ideal. Ayrıca bakmanı önereceğim yazımız: İstanbul’un Deniz Kenarı Köy Pazarları Hafta Sonu Eğlencesi
Başakça ve Ovayurt: Keşfedilmeyi Bekleyen Köyler
Bu iki köyü de ayrı ayrı anlatmak lazım. Başakça daha içerde kalıyor ve yolları biraz zor. Ama gittiğine değiyor. Köyün girişinde eski bir değirmen var. Artık çalışmıyor ama fotoğraf çekmek için birebir.
Ovayurt ise daha çok tarım yapılan bir yer. Geniş düzlükler, ekili tarlalar ve çok az araba sesi. Buradaki insanlar hala komşuluk ilişkilerini çok güçlü tutuyor. Kapısını çaldığın her evde seni bir bardak çay bekliyor. Bu sıcaklık gerçekten çok değerli.
Her iki köyde de modern hayattan eser yok. Ne apartman var ne de büyük market. İnsanlar kendi ihtiyaçlarını kendi karşılıyor. Bu açıdan bakınca Çatalca tarihi köyler arasında en otantik olanları diyebilirim.
Köylü Hayatı ve Günlük Rutinler
Bu köylerde yaşayan insanların sabahı çok erken başlıyor. Horoz sesiyle uyanıyorsun. Kadınlar bahçede iş yapıyor, erkekler hayvanların peşinde. Akşam olunca da herkes biraz daha erken toplanıyor.
Bazı evlerde hala tandırda ekmek yapılıyor. O kokuyu alınca çocukluğuma gidiyorum. Bir de köy kahvelerindeki sohbetler yok mu? Siyasetten futbola, havadan tarıma her konu konuşuluyor. Dışarıdan biri olarak seni de hemen aralarına alıyorlar.
Benim en çok hoşuma giden şey ise sessizlik. Gece yıldızları izlemek için bile telefonun ekranını kapatman gerekiyor. Çünkü o kadar parlak ki gözlerin kamaşıyor.
Neden Bu Köylere Gitmelisin?
İstanbul gibi bir metropolde yaşıyorsan arada nefes almak şart. Çatalca‘daki bu tarihi köyler hem yakın hem de bambaşka bir dünya sunuyor. Bir günlük geziyle bile şarj olup dönebilirsin.
Özellikle fotoğraf çekmeyi sevenler, tarih sevenler ve doğayla iç içe olmak isteyenler için biçilmiş kaftan. Ama uyarayım; lüks restoran, AVM ya da gece hayatı aramayın. Burası bambaşka bir ritme sahip.
Ben her gittiğimde yeni bir detay keşfediyorum. Belki sen de gidersen kendi keşiflerini yaparsın. Arabana atla, bir hafta sonu Çatalca tarihi köyler rotası çiz ve kendini bu huzura bırak.
Şimdiden keyifli geziler dilerim. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.